




Gazete, Irak'ta dün Orta Doğu'da nadiren görülebilecek bir gün yaşandığını, başarılı bir seçimin, Amerikan askerlerinin çekilişini hızlandıracağını belirtiyor.
Independent yazarı Robert Fisk ise işgal altındaki bir ülkede demokrasinin işlemeyeceğini belirterek özetle şöyle diyor:
"Yeni Irak yasaları hiçbir parti tek başına iktidara gelemeyecek şekilde tasarlandı. Bir koalisyon, bir ittifak ya da geniş bir ittifak olmak zorunda. Bu da mezhep ayrımına dayalı yeni hükümetin, Şii, Sünni ve Kürtlerin oranına göre şekillenmesi demek. Biz bunu Kuzey İrlanda'da, Kıbrıs'ta yaptık. Fransızlar Lübnan'ı yarattı. Sonuçları da hep aynı nakaratla savunduk; Taliban'ın mı geri gelmesini istiyorsunuz? Saddam'ın mı geri gelmesini istiyorsunuz? - Kıbrıs ya da Lübnan örneğinde olduğu gibi- Türklerin mi geri gelmesini istiyorsunuz?"
'İşgal altında demokrasi olmaz'
Robert Fisk, yazısında seçimlerin gerçek galibinin İran olduğunu savunuyor:
"Tahran'ın iki düşmanı "Kara Taliban" ve Saddam, İran bir kurşun bile atmadan mağlup oldu. Sünni siyasetçiler, İran'ın hem siyasi hem de askeri olarak Irak'a müdahale ettiğini söylüyor. Ama şimdi Irak'ta iktidarda olan partilerin çoğu zaten İran'da büyüyüp güçlendiği için Tahran'ın müdahaleye ihtiyacı yok. Şimdi önünde saygıyla eğildiğimiz Dava Partisi 20 yıl önce Beyrut'ta yabancıları kaçırıyor, Kuveyt'te Amerikan, Fransız elçiliklerini bombalıyordu. Musul ya da diğer Kuzey Irak kentlerinde seçim, demokrasi için değil petrol için yapıldı. Sorun Müslümanların demokrasi ya da özgürlük istememelerinden kaynaklanmıyor. Ülkeleri Batılı askerlerin işgali altındayken demokrasi işlemiyor. Afganistan'da işlemedi. Mübarekler, Kral Abdullahlar, bizim koşulsuz siyasi desteğimize dahip olduğu sürece halkları özgürlük yolunda ilerleme sağlayamaz."
İran'a benzin ambargosu
Financial Times, dünyanın en büyük enerji şirketlerinin İran'a benzin satmaktan vazgeçtiklerini duyuruyor. Gazete bunu yaptırım tehditleri ve Amerikan Yönetimi'nin perde arkasında yürüttüğü çabaların sonuç vermesi olarak yorumluyor.
İran dünyanın en büyük petrol üreticilerinden biri olmasına rağmen, rafinerilerinin çok kötü durumda olması ve cömertçe sübvanse edilen benzine aşırı talep nedeniyle dışarıdan günde 130 bin varil yakıt alıyor. Bu yakıtın yaklaşık yarısını sağlayan üç enerji şirketi Vitol, Glencore ve Trafigura, siyasiş risk nedeniyle Tahran'a satışı durdurdu. İran'ın bunun üzerine Dubai ve Çin'deki küçük şirketlere yöneldiği belirtiliyor.
Amerikan olmayan şirketlerin İran'a benzin satışı halihazırda yasak değil. Ancak Amerikan yönetimi, İran'ın nükleer silah peşinde olduğu gerekçesiyle bunu da yaptırımlar kapsamına almak istiyor.
Ebadi'den BM'ye çağrı
Nobel ödüllü İranlı yazar Şirin Ebadi ise aynı gazeteye verdiği mülakatta, Birleşimiş Milletler'in İran'a yeni yaptırımlara değil, ülkede demokrasi ve insan haklarına saygılı bir düzeninin kurulmasına odaklanması gerektiğini savunuyor.
Yazar mülakatta özetle şunları söylüyor:
"İran'a askeri bir saldırı ya da ekonomik yaptırımlar, İran halkına zarar verir. Mahmud Ahmedinejad yönetimi, ambargoyu delecek yollar bulur ve bu yaptırımlar, rejime desteği artırabilir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi sadece nükleer programı değil, insan hakları ve demokrasiyi de gündemine almalı. Çünkü demokratik olmayan ülkeler, dünya barışı için atom bombası kadar tehlikeli olabilir. İran'daki baskıcı rejime destek olan batılı şirketler de cezalandırılmalı."
'Soykırım tasarısı Türkler'i Çin'e yaklaştırır'
Times gazetesinde yazan Bilkent Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Norman Stone, Amerikan Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu'nda kabul edilen 'soykırım' tasarısının "Türkleri Çin'in kollarına itmekten başka bir amaca hizmet etmeyeceğini" yazıyor.
Stone, "Türkler, Batı'nın yeni bir haçlı seferine giriştiğini düşünecekler. Türklerin artık eskisi kadar Batı'yla bağlara ihtiyacı yok. Ticaret ve yatırım Rusya'ya ve Orta Asya'ya kayıyor. Çinliler Ankara'da çok aktif."
Avrupa Para Fonu
Financial Times gazetesi, Yunanistan'daki mali krizi ele aldığı haberinde, euro bölgesi içinde IMF benzeri bir kurum oluşturulacağını belirtiyor.
Gazeteye göre, Fransa ve Almanya, para birimi olarak euro'yu kullanan ülkeler arasında ekonomik işbirliğini güçlendirmek amacıyla bir dizi önlemi hayata geçirmeyi amaçlıyor.
EMF ya da Avrupa Para Fonu da bu önlemlerin bir parçasını oluşturuyor. Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schauble, bu kurumun IMF'ye rakip olmayacağını, aksine deneyimlerinden yararlanacağını söyledi.
Financial Times'a göre, Fransa ve Almanya, Yunanistan'ın IMF'den yardım istemesine karşı çıkıyor. Ancak kurulması zaman alacağı için Avrupa Para Fonu'nun Yunanistan'a yardım eli uzatması mümkün görünmüyor.
Almanya ve Fransa, euro bölgesi içinde gelecekte benzer istikrarsızlık tehditlerini ortadan kaldırmak için etkin izleme mekanizmaları oluşturulması ve mali kuralların sertleştirilmesini istiyor.
Almanlar, bütçe açığını sınırlayamayan veya aşırı borçlanan ülkelerin cezalandırılmasından yana.
Olası cezalar arasında bu ülkelerin bazı Avrupa Birliği fonlarından mahrum bırakılması, Bakanlar Konseyi toplantılarında oy haklarının geçici olarak ellerinden alınması ve euro kullanmaktan men edilmeleri de var.






