Ana Sayfa
 
 
 
ARŞİV
    Süper Lig
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Dünya Basını
Dünya Basını
19 Mart 2010 / 10:00
Guardian gazetesi eski Birleşmiş Milletler Afganistan özel temsilcisi Kai Eide'nin, üst düzey Taliban liderlerini tutuklayan Pakistan'ı eleştirdiği BBC mülakatına geniş yer vermiş.

Eide, Taliban'la müzakerelerin yapıldığı bir sırada Pakistan'ın Taliban liderlerini tutuklamasının, bu örgütle iletişim kanallarının tıkanmasına neden olduğunu söylüyor.

Gazete, Eide'nin BBC Dünya Servisi'ne verdiği mülakatta, Taliban'la müzakerelere örgütün lideri Molla Ömer'in de en azından karşı çıkmayarak destek verdiği görüşüne de yer vermiş.

'Pakistan kontrol kendisinde olsun istiyor'

Amerika Birleşik Devletleri'nin Taliban'la görüşmelere şüpheyle baktığını fakat İngiltere'nin Taliban'la diyalog kurarak, hareketin el Kaide ile ilişkilerini kesmeye ve çatışmaları sona erdirmeye niyetli olduğu yorumunu yapan Guardian, Eide'nin Pakistan'ın kontrolü elinde bulundurmak için Birleşmiş Milletler'le Taliban arasındaki görüşmeleri durdurmak istediği görüşünü de aktarıyor.

Gazete, BM Afganistan özel temsilciliği görevini 10 gün kadar önce bırakan Eide'nin röportajından şu sözleri de sayfalarına taşımış:

"Afganistan'da olduğum sürede tabii ki Taliban liderleriyle görüştüm. Başka türlüsü düşünülemezdi. Taliban'la ilk temas geçen baharda gerçekleşti fakat birkaç hafta önce Amerika Birleşik Devletleri ve Pakistan istihbarat servislerinin Taliban'ın iki numaralı lideri Molla Abdulgani Baradar'ı tutuklamasıyla sona erdi."

Pakistan'ın Afganistan'daki savaş konusundaki niyetini de sorgulayan Eide, "Pakistan’ın, oynaması gereken rolü oynayıp Afganistan'daki çatışmaları sona erdirmek için gerekli olan siyasi diyalogun artmasına destek olduğuna inanıyor muyum? diye sorarsanız, cevabım "Hayır!"

'ABD İsrail'e baskıya devam etmeli'

Independent'a geçiyoruz. Gazete, başyazısında Barack Obama'nın İsrail üzerinde baskı kurmaya devam etmesi gerektiğini savunuyor. Değerlendirmeden öne çıkan satırlar şöyle:

"Doğu Kudüs'teki Ramat Şlomo yerleşim yerini genişletme açıklamasının ardından, Netanyahu'nun özür diler gibi, bu açıklamanın zamanlamasının iyi olmadığını söylemesinin yetersiz olduğu hakkında çok şey söylendi.

"Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da o meşhur telefon konuşmasında, Washington'ın açıklamanın zamanlaması kadar özüne de karşı olduğunu söyledi.

"Başkan Barack Obama, son haftada sergilediği tarzıyla İsrail'in ve bu ülkenin uzun vadedeki güvenliğinin gerçek bir dostu gibi davranıyor. Obama'nın Amerika içindeki İsrail yanlısı lobiye karşı oynayabileceği kartlar da var.

General David Petraeus'un, İsrailliler ile Filistinliler arasındaki çatışmanın Müslüman ülkelerde savaşan Amerikan askerlerinin hayatlarını tehlikeye attığı yolundaki uyarısı da, bu çatışmanın sona ermesinin, İsrail ve Filistinlilerin çıkarına olduğu kadar Amerika Birleşik Devletleri'nin de çıkarlarına olduğunun bir hatırlatması."

'Obama, kendi barış planıyla gelmeli'

Financial Times gazetesi yazarı Philip Stephens da, aynı konuyla ilgili yazdığı makalesinde, Obama'nın masaya bir Orta Doğu barış planı koyması gerektiğini söylüyor.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun, müzakerelere istekli gibi görünmesine rağmen iki devletli çözümle ilgilenmediği ortada, diyen Stephens, Netanyahu'nun bu konudaki gerçek tutumunun Amerikan Başkan Yardımcısı Joe Biden'ın ziyareti sırasında aşağılanmış olmasıyla ortaya çıktığını savunuyor.

Stephens'a göre Amerika Birleşik Devletleri liderliğini göstermek için İsrail ve Filistinlilere sunmak üzere kendi barış planını hazırlamalı. İsrail ve Filistinliler arasında tartışılması gerekenleri ve barış görüşmelerinin zeminini herkesin bildiğini söyleyen Stephens, sorunun bilinen şeylerin masaya konması olduğunu da belirtiyor.

İnsan hakları ve savaş meydanı

Times gazetesine bir makale yazan, İngiltere'nin Afganistan'daki güçlerinin eski komutanı Albay Richard Kemp, savaşın sıcaklığı içinde bir komutanın İnsan Hakları Kanunu'nu düşünmesinin mümkün olmadığını, bunun savaşı imkânsız hale getireceğini savunuyor.

Kemp, "Avukatların savaş meydanında yeri yok" başlıklı yazısında, Afganistan'da ölen İngiliz askerlerinin, savaşın gerçekliğinin ülkede hissedilmesine neden olurken, Savunma Bakanlığı ise askerler tarafından hoş karşılanmayacak bir başka savaş yürütüyor diyerek, Bakanlığı'n askerleri savaş meydanında da insan haklarına uymaya zorlayacak girişimine karşı çıkıyor.

Albay Kemp, komutanların askerlerin hayatlarını riske atmamak için tüm önlemleri almakla yükümlü tutulmasının, savaş kültürünün doğasına aykırı olduğu görüşünde. Yazar, insan hakları yasalarının savaş meydanında uygulanması durumunda, komutanların, askerler için riskli olabilecek operasyonların kararını almaları daha da zorlaşacak" diyor.

Kemp'e göre, hiçbir hükümetin, bir orduyu her tür coğrafyadaki her tür tehlikeye karşı eğitebilecek zaman, öngörü ya da kaynağa sahip olması da mümkün değil.

"Hayvanlara oy hakkı verilmeli mi?"

Guardian gazetesi yazarı Simon Jenkins, makalesinde hayvan haklarının ahlaki kaosa yol açacağını savunuyor. Yazıdan öne çıkan bazı görüşler şöyle:

Hayvanlara oy kullanma hakkı verilmeli mi? Eğer hakları olduğu söyleniyorsa, temsil hakları da olmalı ve bunun için de oy kullanabilmeleri gerekli. İsviçre'de hayvanların avukatları var ve davalarda savunma yapıyorlar. Oy kullanma ve hayvanların görüşleri konusundaki zararsız ve eğlenceli tartışmalar, siyasete farklı bir gözle bakmak açısından anlamlı olabilir, fakat hayvan hak, görev ve yükümlülükleriyle ilgili tartışmadaki savların tüm canlılara uygulanması korkunç bir gerçek haline gelebilir.

"'Hayvan hakları' tanımlanması zor bir kavram. Filozof Roger Scruton'ın savunduğu gibi, hak tanınan şeyin bu hakka sahip olduğunu anlayamayacak ve bu hakları başkalarına da tanıyamayacak olması bu hakkın içinin boşluğunu ortaya koyuyor."

Oy Ver : 1 2 3 4 5   
Net Gündem